BU-Bİ® TUZAK

Tüm dünyada memeli canlıların bebekleri için beslenmede ideal standart anne sütü ile emzirilerek büyümeleridir. Bu altın standart şartlar ne olursa olsun sağladığı üstün faydalar nedeniyle asla vazgeçilemezdir. Bu vazgeçilmezlik öncelikle sağlık camiası arkasından tüm toplum tarafından savunulması, korunması ve güçlendirilmesi için gerekli tüm çaba ve çalışmayı hak etmektedir. Dünya emzirme tarihine baktığımızda tüm memelilerin bebeklerini emzirdiğini fakat belli bir tarihten sonra insanların bu doğal süreçten ayrılarak bebekleri emzirmek yerine yapay beslenmeye geçtiğini görüyoruz.

Baktığımızda   19. yüzyılda emzirme neredeyse evrenseldi; ancak 1860’lı yıllarda bebek beslenmesi için ikame ürün adı altında yoğunlaştırılmış süt formüllerinin keşfi yapay beslenmeyi mümkün hale getirmiştir. İlk başlarda özellikle anne sütü yokluğunda bebekler için hayat kurtarıcı bir müdahale gibi düşünülen bu ürünler, ticari bir meta haline geldikçe işler bebeklerin lehine değil aleyhine olacak şekilde değişmiştir.  

Bu tabloya 1920'lerde yüksek bebek ölüm oranını azaltmak için kurulan anne ve çocuk sağlığı kliniklerinin bebek kilosuyla ilgili popüler inançları yayarak formül sağlaması, kadınları bebeklerini yapay olarak beslemeleri için eğitmesi ile kasıtlı olmasa da emzirmeme halk içinde moda haline gelmiştir. Sanayi devrimi, kadınların işgücüne girmesi, dönemsel sosyal ve kültürel faktörler ile mama şirketlerinin yaygın reklam kampanyaları başlatmasıyla emzirme oranları formüllerin girdiği her ülkede çarpıcı şekilde düşmüştür. Ünlü ozanımız Köroğlu’nun deyişi böylelikle gerçekleşmiş oldu. Kısacası Mama icat oldu, emzirme bozuldu.

Formula şirketlerinin, kendilerine çeşitli pazarlama stratejileri geliştirmesi, dünyada yeni pazar arayışları kısa sürede çok küçük bedenlerde yetersiz beslenme, ishal, zatürre ve daha önce neredeyse hiç bilinmeyen ölümler olarak dramatik bir şekilde karşımıza çıkmıştır. Diğer taraftan sağlık çalışanları artık formül sütle beslenme sonucu ortaya çıkan bazı eksiklikleri fark etmeye başlamıştır.

İngiliz Sömürge Hizmetinde sağlık görevlisi olan ve o dönem Malaya’da çalışan Dr. Cicely Williams, mamaların tanıtımını kınayan ilk doktor olarak tarihe geçmiştir. Williams, mama şirketlerin hemşireler gibi giyinmiş kadınların evlere giderek yeni anneleri tatlandırılmış yoğunlaştırılmış sütün kendi sütlerinin yerini alması gerektiğine ikna etmek için çalıştırdıklarını öğrendikten sonra 1939 yılında davet edildiği Singapur Rotary Kulübü'de, “Süt ve Cinayet”  başlıklı konuşmasında şu meşhur sözleri söylemiştir;

 “Bebek beslenmesiyle ilgili yanlış yönlendirilmiş propaganda, fitnenin en sefil biçimi olarak cezalandırılmalı; bu ölümler cinayet olarak kabul edilmelidir”.

Bu tarihten itibaren uzun bir süre mama firmaları mamaların üstünlüğünü kanıtlamak adına çalışmalar yapmıştır. Özellikle az gelişmiş ve ekonomik yönden sıkıntılı ülkelere bağışlar yaparak kendilerini vazgeçilmez kılmışlardır. Bu şekilde bebek ve anne mamaya alıştırılmış, sonra da satın almaları sağlanmıştır. Bu taktik ilk kez 1972 yılında yayınlanan bir makale ile “Ticari Yetersiz Beslenme” tanımı ile tanışmamızı sağlayarak duyurulmuştur. 1974 yılında The Baby Killer adlı bir kitapla ise tüm dünyanın bu konuya ilgisi çekilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda 1978'de ABD Senatosu Sağlık ve Bilimsel Araştırma Alt Komitesi başkanı Edward M Kennedy gelişmekte olan ülkelerde bebek mamasının bağışı, tanıtımı ve kullanımı üzerine yüksek mahkemeye şu soruyu yöneltmiştir;

“Temiz su, iyi sanitasyon, yeterli aile geliri ve yazılı talimatlara uymak için okur yazar bir ebeveyn gerektiren bir ürün, suyun kirlendiği, kanalizasyonun sokaklarda aktığı, yoksulluğun şiddetli olduğu ve cehaletin ağır olduğu alanlarda doğru ve güvenli bir şekilde kullanılabilir mi?”

Tüm bu olaylar Dünya Sağlık Asamblesini (WHA) 21 Mayıs 1981 tarihinde Anne Sütü İkame Ürünlerinin Uluslararası Pazarlama Yasasını  “Mama Kodu”  kabul etmeye itmiştir.  Bu kod bir asgari tavsiye kararı olarak, genel halka, ailelere doğrudan tanıtımı yasaklayarak, halk sağlığına zararlı olduğu düşünülen diğer uygulamaları kısıtlamayı ve mamaların, biberonların ve emziklerin pazarlanması için kılavuzlar sağlamayı amaçlamıştır.

Çeşitli reklam taktikleri ile anneleri etkileyen mama endüstrisine ekonomik açıdan baktığımızda yıllık yaklaşık 70 milyar ABD doları değerindedir ve devasa hane halkı ve küresel erişime sahip dünyanın en güçlü altı gıda şirketi tarafından kontrol edilmektedir.  Dünyanın en büyük marka değeri veri tabanı olan Brand Finance şirketine göre 2019 ve 2020 yılları en yüksek değerde olan ilk 4 gıda şirketi içinde 3 formül mama şirketinin olması çok manidardır.

Diğer taraftan bebek beslenmesinde tek sorun mama firmalarının agresif pazarlama stratejileri değildir. 1939 yılında Dr. Cicely Williams tarafından tepki gösterilen ücretsiz ürün sunumları ve bağışlar halen kanunlar tarafından da korunan gri bir alan olarak hayatımızın tamda ortasında faaliyet göstermeye devam etmektedir. Acil ve afet durumları bahane edilerek bu gri alanlar gerçek bir "bubi tuzağı"  gibi işlemeye devam etmektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının 6 numaralı bendi uyarınca “Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gelir vergisi mükellefleri tarafından bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı, yıllık beyanname ile bildirilen gelirden indirilir” denmektedir. Kanunda yapılacak bağışların bedelsiz olarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak şartıyla yapılması gerektiği de yazmaktadır. Tam bu noktadan hareketle tuzak kusursuz çalışmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de acil ve afet durumlarında üreticileri tarafından bu gri alan farklı amaçlarla kullanılmaktadır.

Her afette ihtiyaç listesinin en başında gördüğümüz bebek mamaları ve biberonlar;

  1. Gerçekten acil bir ihtiyaç mıdır?
  2. Bölgede kaç anne bebek çifti vardır?
  3. Bu çiftlerin hepsinin mamaya ihtiyacı vardır mıdır?
  4. Afet bölgelerinde temiz su, uygun temiz malzemeler gerektiren bu ürünleri kullanmak ne kadar sağlıklıdır?
  5. Mama temin edilen ailelere ne kadar süreyle bu yardım devam edebilecektir?
  6. Yardımının sürekliliği sağlanabilecek midir?
  7. Bedava mama vererek anne sütünün kesilmesine neden olan firmalar daha sonra olası sağlık sorunları yaşayan anne ve bebek çiftinin sağlık giderlerini de karşılayabilecek midir?
  8. Üzerinde “Anne sütünün hiç verilemediği veya yetersiz olduğu vaziyetlerde, doktorunuza müracaat ederek kullanılması gerekir” yazan bu ürünler bebekler için yaşına, ayına uygun olarak bir uzman aracılığı ile mi önerilecektir?
  9. Gereksiz fazla gönderilen ürünlerin bertaraftı nasıl sağlanmaktadır?
  10. Gereksiz fazla gönderilen ürünlerin vergi yükü olarak devlete ödetilmesi haksız kazanç değil midir?

Çok daha fazlası olacak şekilde uzayıp gidebilecek olan bu sorular ciddi derecede halk sağlığını, anne bebek sağlığını tehdit edecek boyutta endişe vericidir. Ayrıca etik, ahlak ve hukuk açısından pek çok kusurlu yönü vardır.

Çoğu durumda mama ile besleme, sağlık veya ekolojik açıdan en iyi seçenek değildir. Pazarlama, reklam, bir algı yönetimi stratejisidir ve aldatma üzerine kuruludur. Mamalar ayına göre her bebek için standart olarak tasarlanmıştır. “Bebek ve Devam Formülleri Tebliği” ne göre, tüm ürünler, ilgili tebliğe göre belirlenen aynı formülasyona sahip olmalıdır. Mamalar için izin verilen tek değişiklik, kanıtlanmamış katkı maddeleri içindir; eğer yararlı oldukları kanıtlanırsa, yine kanunen tüm formül ürünlere eklenmesi gerekmektedir. Oysa anne sütü doğumdan itibaren her an, her saat değişen içeriği ile her anne ve bebek çifti için bir parmak izi gibi eşsiz ve biriciktir.

Ülkemizde 2018 yılı Türkiye Nüfus Sağlık Araştırmasının sonuçları da bebek maması pazarlamasının neden olduğu zararı gözler önüne sermektedir. Tıbbi olarak anne sütü yetersizliklerinin en fazla %5 inin fiziksel olduğu kanıtlanmıştır. Emzirme oranlarına baktığımızda ise 4-5 aylık bebeklerde emzirme oranının %14,4 olması konuya ivedilikle daha fazla ışık tutmaya acil ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Yapay beslenme her düzeyde normalleştirilirken, formül pazarlama da aynı şekilde normalleşmiştir. Geçirdiğimiz hassas pandemi döneminde ebeveynlerin bebeklerinin genel gelişimine yönelik artan sağlık endişeleri, mama firmaları tarafından yapılan bağışıklığı güçlendirir vb. sağlık beyanları, bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen reklam kampanyaları pazarın büyümesini sağlayan temel faktörlerin başında gelmektedir. 

Tüm bu yaşananlar ivedilikle sektörde düzenlemeler yapılması gerektiğini işaret etmektedir. Genel sıkıntı ürünün satışı değildir. Asıl sorun aşırı tüketimi tetikleyen kontrolden çıkmış pazarlamadır. Formül ürünler, az sayıdaki çok uluslu şirketler için son derece karlıyken, topluma her açıdan maliyeti çok büyüktür.

Formül beslemenin kısa vadeli ve uzun vadeli sağlık risklerine ilişkin artık elimizde kapsamlı ve çok kaliteli kanıtlar vardır. Bu kanıtlar ışığında Dünya Sağlık Örgütü (WHO), doğumdan sonraki ilk saat içinde emzirmeye başlamayı, ilk altı ay boyunca sadece emzirmeyi, iki yaş ve ötesine kadar uygun tamamlayıcı gıdalarla birlikte emzirmeye devam edilmesini önermektedir. TEMAS Emzirme ve Anne Sütü Gönüllüleri Derneği olarak bizler adımızın hakkını vermeye, başta ülkemiz anne ve çocukları olmak üzere tüm dünya anne ve çocukları için çalışmaya, üretmeye kısacası LACTİVİST ordusu olarak emzirmeyi savunmaya devam edeceğiz.

Kaynaklar:

1) Kılıç M. Dünyada ve Türkiye’de emzirmenin durumu. Özsoy S, editör. Emzirme ve Anne Sütü ile Beslemede Danışmanlık/Güncel Yaklaşımlar. 1. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2021. p.14-22.

2) https://brandirectory.com/rankings?sector=Food

3)Hastings, G., Angus, K., Eadie, D., & Hunt, K. (2020). Selling second best: how infant formula marketing works. Globalization and health, 16(1), 77.

4) www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6464788/#CD001688-bbs2-0205

5) WHO | International Code of Marketing of Breast-Milk Substitutes

Benzer İçerikler

BİLİMLE KALABİLMEK
Temas Derneği Genel Başkanı, Melek KILIÇ